Hakkımızda

 

İyi bir eğitim ve  öğretim için, alanında uzman eğitim kadrosu ve okul binasının eğitim hizmetine uygunluğu gibi kriterlerin yanında; disiplinin, sıkı takibin ve öğrencilere öğrenmeyi sevdirme ile nasıl öğreneceklerini öğretmenin de eğitimin vazgeçilmez kriterleri olduğunu düşünüyoruz.


Bu yüzden okulumuzun eğitim anlayışını belirlerken, uzman psikolog ve eğitimcilerin görüşleriyle  22 yıllık tecrübemizi birleştirerek yeni bir eğitim anlayışı oluşturduk.
 
Okulumuzun eğitim anlayışında,öğrenme ve araştırmayı öğrenmek, grup çalışması yapabilmek, hem bağımsız hem de birlikte insiyatif kullanabilmek, çok şey öğrenmekten daha çok bilginin kaynaklarına ulaşabilmek önceliklidir.

Bilgiyi araştıran, bulan ve işleyen öğrenci, kaynaklara yüzde yüz güven yerine, sorgulayıcı bir anlayışa kavuşacaktır. Bu öğrenciler, düşünceler geliştirerek problem çözme kapasitelerini zenginleştirecektir. Bu modelde, öğrenmede sığlıktan derinliğe geçilmekte, ezber ve taklit yerine,  araştırma öne çıkmaktadır. Öğretimde öğrencinin pasif konumu terk etmesi sağlanmakta; bilgiye ulaşmada, üretmede ve sentezde öğrencinin daha aktif bir rol oynamasına izin veren yeni öğretim usulleri geliştirilmektedir. 

1) Sorgulamaya ve yapıcı eleştiriye dayalı öğrenme: 
Bu tarz öğrenmede, öğrenci bir konuyu merak edip araştırmaya başlar, elde ettiği bilgiyi zihninde yeniden inşa eder. Eski ve yeni bilgileri arasında bağlantılar kurmaya çalışır. 

2) Merak uyandırma ve motivasyon:

İstatistikler, bir toplumda ancak % 10’luk öğrenci kesiminin yaratılıştan her şeye karşı meraklı olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu tip öğrenciler, ek bir motivasyona ihtiyaç duymadan merakları sebebiyle, öğrenmeyi her ortamda başarıyorlar. Eğitimde asıl mesele, % 90’lık çoğunluğun nasıl motive edileceği üzerine düğümleniyor. Aktif öğretim metodunda bu açıdan öncelikli mesele, öğrencilerin derslere motive edilmesi, ilgilerinin uyandırılması ve öğrenmeye ihtiyaçları olduğunun hissettirilmesidir. Öğrencilerin motive edilmesinde temel nokta, derslerin “öğrenme ve öğrenci merkezli” hâle getirilmesidir. Ne öğreteceğimizi tespit ettikten sonra, öğrenciler öğrenmeye istekli hâle getirilir ve iyi motive edilirse, derin öğrenme ortaya çıkar; öğretilenler davranışa dönüşür. Motivasyon teorisine göre, insanlar, öğrenmeyi isterlerse, öğrenebilir; merak ve ilgilerini beslerlerse gelişebilir. Bir bilgiyi şuurlu olarak istemeyen veya özümsemeyen kişi, derin öğrenmeyi başaramamış demektir. Bu sebeple, derin ve kalıcı öğrenme, öğretmenin iyi ders anlatmasından ziyade, öğrenciyi iyi motive etmesine ve merakını uyandırmasına bağlıdır.

3) Öğrenmek için önce kendini ve öğrenmeyi öğrenme: 

Niçin bazı çocuklar daha hareketli iken, bazıları daha sakin, bazı çocuklar düzenli ve tertipli, bazıları ise üst-başını toplayamaz ve bundan da rahatsızlık duymaz? İnsanları bu kadar farklı yapan nedir? Bu farkların oluşmasında, mizacımız, karakterimiz, kişilik yapımız, yetiştiğimiz çevre, alınan terbiye ve şuuraltı gibi birçok faktör rol oynar. Özellikle fertlerin algı, öğrenme ve düşünme farklılıkları, öğrenme tarzlarını şekillendirir. 

Öğrenme tarzımız doğuştan gelen karakteristik özelliğimizdir. Öğrenme tarzı; her öğrencinin yeni bilgiyi öğrenmeye hazırlanırken, öğrenirken ve hatırlarken kendine has yollar kullanmasıdır. Bu yüzden öğrenme tarzını bilmek, mânâsız görünen pek çok davranışa mânâ katar. Farklı model ve teorilerde öğrenme tarzları, çeşitli gruplara ayrılarak incelenir. Popüler öğrenme tarzlarından biri, insanın beş duyusuyla algılamada kullandığı sistemlerin baskınlık derecesini esas alır. Bu modele göre öğrenciler, bilgiyi algılamada; görmeye, işitmeye ve hareket/dokunmaya dayalı veri yollarından birini daha baskın kullanmaya eğilimlidirler. Bu yüzden bu model ışığında üç ana öğrenme tarzı vardır. Farklı modellerde bu öğrenme tarzlarının sayısı artmaktadır. Öğrenme tarzlarındaki farklılık, öğrencilerin başarılı olmaları için mizaçlarına uygun motive edilmelerini gerektirir. Dolayısıyla her öğrenci aynı metotla motive edilememektedir. Nasıl öğrendiğini ve motive olduğunu (öğrenme tarzını) bilmeyen insanlara bir şey öğretmek, ilgisiz insanlara bir şey öğretmek kadar zor ve anlamsızdır. Öğrenme tarzımızı bilmek, öğrenmenin temelini oluşturur.

4) Ders mi, bilgi–beceri-davranış kazanma süreci mi? 

Bir konuyu araştıran öğrenci, bu konudaki eksikliklerini öğrenecektir. Gerçek öğrenme budur. İnsanlar merak ettiklerini, daha kolay öğreneceğinden, derslerin “merak çekecek” şekle dönüştürülmesi önemli olmaktadır. “Merak ilmin hocasıdır.” sözü eğitimde anahtar noktayı teşkil eder. Bunun için de “öğretme” değil, “öğrenmenin” esas alınması gerekir. Başka bir ifadeyle, hem “öğreticinin” hem de “öğrencinin” birlikte karar verdiği eğitim usûlleri daha başarılı olmaktadır. 

okulumuzun eğitim  anlayışında; anlatma metodu terk edilmekte, onun yerine, senaryo, temsil, proje tabanlı ders müfredatı getirilmektedir. Çünkü, bilgiyi kullanışlı ve faydalı hâle getiren, anlatım metotları, öğrencilerin aktif rol aldığı tekniklerdir. 

Gerçek, özümsenmiş, kullanılabilir, doğurgan bilgi; Sınavlarda ölçülebilen bilgi kümeleri değil, pratiğe taşınabilen beceriler kümesidir. Bir bilginin insanın hayatına taşınması ve ona ait olması için, o bilginin değişik safhalarda işlenmesini gerektirir. Gerçek bilgiye götüren öğrenme faaliyeti; anlatma, gösterme, uygulama ve hata düzeltme safhalarından ibarettir. Bu yüzden aktif eğitimde dersler ağırlıklı olarak; problem çözme temelli öğretim ve proje destekli-senaryo temelli öğretim metotlarına dayanır. 


a) Problem çözmeye dayalı öğretim: Öğrenciyi sorgulamaya, düşünmeye, öğrenmeye, bilgi kaynaklarına ulaşmaya, sebep-sonuç münasebeti kurmaya teşvik eder. İnsan sorarak, konunun can alıcı noktalarını görerek ve o konuda yorumlar yaparak, meseleleri çözerse, ‘gerçek öğrenme’ ortaya çıkar. Bu, aynı zamanda araştırmaya dayalı öğrenmenin başlangıcıdır. 

b) Senaryo temelli-proje destekli öğretim: Dersler “temsiller” hâlinde ve dramatize edilerek işlendiğinde, zihinler ve ilgiler, sınıfların duvarları arasına hapsolma yerine, gerçek hayatla birleşmekte, yaparak ve yaşayarak öğrenme gerçekleşmektedir. Bu tarz öğretimde ders; bilgi, beceri ve davranış kazanma sürecine dönüştüğünden, öğretme yerine öğrenme, bilgi yerine beceriler odak hâline gelmektedir. Senaryo ne kadar gerçekçiyse, dersler o kadar güzel geçecek ve öğrenciler öğrenmeye motive olacaklardır. Ameliyathane, lâboratuvar, fabrika atölyesi, koleksiyonlar, havaalanı, müzeler, botanik ve hayvanat bahçesi, il veya ilçe kütüphaneleri, bilgisayar programları, internet adresleri, tarihî yerler, senaryonun bir parçası olabilir. Kısacası, bir konuda bilgi, beceri ve davranış kazanmaya doğrudan veya dolaylı yardımı olabilecek her şey, bir öğretim malzemesidir.

5) Yeni öğretmen anlayışı; Öğrenme ortağı:

Yeni öğretim anlayışında öğretmen, bilgisiyle öğrenci üzerinde otorite kurmaya çalışmaz. Öğretmen, öğrenme ortamının aktörlerinden sadece biridir. O, öğrenciye rehberlik yapar ve onunla birlikte öğrenen ve araştıran ders arkadaşıdır. Öğrenci ve öğretmen birlikte merak eder, belli hedefleri birlikte tanımlar, bunlara erişmek için ortaklaşa senaryo üretir ve güçlükleri birlikte aşarlar. Öğretmen, ders materyallerinin ve kitaptaki bilgilerin doğruluğuna güven aşılama yerine, öğrencilerde sorgulayıcı bir anlayışın yerleşmesine gayret eder. Bunlara karşılık öğrencilerin meraklarını ve ilgilerini nasıl genişleteceklerine kafa yorar. Öğrencilerin kendilerine ait öğrenme tarzlarını keşfetmelerine yardımcı olur. Öğrencilerden daha çok, öğrenme ortamını ve kendisini test eder. Öğretmen ders arkadaşı ve öğrenme ortağı şeklindeki yeni rolünde, bilgiye nasıl ulaşılacağını bilir, öğrencilerin eğitim koordinasyonunu sağlar ve araştırır. Gücünü, sınavlarda verdiği notlardan değil; yenilikçiliği, yol göstericiliği ve sevgisiyle kazanır.

Öğrenme hâdisesinin verimli şekilde gerçekleşmesi, öğretmenin usta öğretici olmasıyla değil, öğrencilere ne derece iyi bir öğrenme ortamı hazırladığıyla orantılıdır. Görüldüğü gibi bu modelde çocuklar, doğuştan sahip oldukları “öğrenme profillerine” uygun öğrenme kapasitelerini kullanarak, “öğrenme tarzını” ve “merak isteğini” aktif hâle getirip verimi yükseltmektedir. 

6) Sınavlarda bilgiden çok, beceri ve performans ölçüp değerlendirme: 

Klâsik öğretim anlayışında olduğu gibi, sınavlar bilgiyi ölçmeye yönelik olursa, eğitim hedefinden sapar. Öğrenme yerine öğretme, öğrenci yerine bilgi odak hâline gelir ve “ezberci yapı” kendiliğinden ortaya çıkar. Öğrenci kendini geliştirme yerine, zihnine bilgi yığmaya ve onları hatırlamaya odaklanır. 

Okulumuzun öğretim modelinde, insan çok yönlü ele alınır. Öğrenciler, ilgi duydukları alanlarda “çok yönlü” değerlendirmeye tâbi tutulur. Değerlendirmede bilgiler değil, kabiliyetler öne çıkar. Yazılı ve test tipi sınavlar oldukça sınırlıdır. Yeni öğretim anlayışında öğrencilerin üretkenliğine, mucitliğine analitik ve sistemci düşünme geliştirmeye yönelik sorular öne çıkar; hâdiselerin ve bilginin arka plânı sorgulanır. Öğrencilerin değerlendirilmesinde gözlemler ağırlık kazanır. Sınavlar, öğrenciye düşünmeyi, öğrenmeyi, sorgulamayı, bilgi kaynaklarına ulaşmayı, sebep-sonuç arasında münasebet kurmayı kazandırır. 


Okulumuzun öğretim modelinde sınavlar gâyesi; öğretmen ve öğrencinin, eğitim ve öğretim hedeflerine yaklaşmasını temin etmektir. Sınavlar bir ölçme ve eleme aracı olmaktan çıkar; bir tür kendini deneme ve düzeltme mekanizması hâline gelir. 
Sınavlar, öğrencinin hatırlama kapasitesini ve kabiliyetini değil, düşünme ve zihnini çalıştırma kabiliyetini ölçer. Bunun için de yeni bilgilerin oluşturulması ve üretkenliğin desteklenmesi gerekir. Hem bu hedeflere ulaşmak, hem de öğrencinin bilgilere erişme becerisini ne ölçüde kazandığını anlamak için, Sınavlarda açık defter-açık kitap (serbest kaynak) metodu ağırlık kazanır. Sınavların öğretmene bakan yönü, öğretmenin daha verimli ve mükemmel bir öğrenim ortamı tesis edip etmediğinin değerlendirilmesidir. 


Okulumuzun öğretim anlayışında, sınavların bu yapıya kavuşmasıyla öğrenci artık, bilgiyi elde etmede tüketici, hazıra konan konumundan; bilgiyi araştıran, bulan ve işleyen konuma çıkacaktır. Böylece fert ve toplum; düşünmeyi, iş birliği yapmayı, proje üretmeyi, öğrendiği bilgiyi kullanmayı, geniş pencereden bakmayı ve doğrunun değişebileceğini kabul ederek çoğulcu kültürlerde barış ve huzur içinde yaşayabilmeyi öğrenecektir.